27-ASKERLİĞE HİLE KARIŞTIRANIN YA CANINA YA MALINA

Kuruyemiş imalâthane ve satış yerimi satıp parasını bankaya yatırdıktan sonra kısa dönem askerliğimi yapmak üzere silâh altına alındım. Acemi eğitimimi Amasya’da, usta eğitimimi Bingöl’de tamamladım. Kızım Sümeyra 1,5 yaşındaydı ve burnumda tütüyordu. Diğer askerlerden epey bir yaş farkım vardı ve bu durumu kabullenmek biraz zordu.

Kızım Sümeyra burnumda tütüyor dedimdi ya, ne yapıp etmeli, bir süre için onunla birlikte olup özlem gidermeliydim.

Bölük doktorumuz asteğmenle samimiydik. Beni Elâzığ Askeri Hastahanesi’ne şevketti. Bu hastahanede iç hastalıkları uzmanı olan doktora midemin ağrıdığını söyledim. O, bendeki asıl derdi anlayıp hastahaneye yatırdı, çeşitli filmler çektirdi ve bir hava değişimi raporu hazırladı. Ancak, hastahane başhekimi beni çağırdı ve “Neren ağrıyor oğlum?” diye sordu. Ben de “Dizlerim ağrıyor efendim” diye cevap verdim. Beş dakika sonra bana hava değişimi raporu hazırlayan doktor geldi ve “Oğlum, ben sana miden için rapof hazırladım, sen başhekime dizlerinin ağrıdığını söylemişsin. Beni de yalancı çıkarıp zor duruma düşürdün. Oldu mu bu yaptığın ?” diyerek beni azarladı. Haklıydı. “Komutanım, midemle birlikte dizlerim de ağrıyor” diyerek durumu düzeltmeye çalıştım ama sanırım bunu gereğince başaramadım.

O gece hastahanede yattım. Sabah olunca, bir gün önce yalanımdan ötürü beni azarlayan doktor elime raporu vererek, “Hadi bakalım, seni 1 ay hava değişimine gönderiyorum” müjdesini verdi. Sevinçten havalara uçtum ve doktora defalarca teşekkür ettim.Hastahaneden çıktım ve Çumra’ya geldim. Burada 1 aylık hava değişimi süremi doldurdum. Teskereme 15 gün kalmışsa bu kalan süreyi ilçemde tamamlama hakkına sahip olduğumu öğrendim. Benim ise 17 günüm vardı. Ama sağ olsun, askerlik şube başkanım beni Konya Askeri Hastaha-nesi’ne, orası da GATA’ya şevketti. GATA’da yatıp yeniden şubeme sevk edildim.

Artık teskereme 15 gün vardı. Askerlik şubesi başkanım, “Kalan süreni burada tamamlayacaksın” dedi. Askerlik üniformalarımı giydim, tüfeğimle şubede nöbet tutmaya başladım. Beni gören tanıdıklar selâm veriyor, şaşkınlıklarını gizleyemiyorlardı. Belki, kendi şubesinde askerliğini tamamlayan ilk beni görüşlerindendi bu şaşkınlık.

Dükkânımı satarak elime geçen parayı bankada bloke etmiştim. Hava değişimi sürem içinde bende para olduğunu bilen bir esnaf arkadaşım, “Sıkıntıdayım. Ama bir Honda arabam var. Hesaplı veririm. Alır mısın ?” diye sordu. Araştırdım ve teklif ettiği bedelin uygun olduğunu görerek arabayı aldım.

Yeni arabamla bir iş için Çumra’dan Konya’ya gidiyordum. İl merkezine 15 kilometre kadar kalmıştı ki, yol kenarında bir adam el kaldırıp durmamı işaret etti. Hava yağışlıydı. Bu havada bir insanı görmezden gelerek basıp gitmek insanlığa sığmazdı. Durdum ve adamı arabaya alarak yola devam ettim.

Yolda sohbeti koyulaştırdık. Saf bir duyguyla içimi dışımı anlattım adama. O da bana “Ağabey” dedi, “Sen bu yağmurda beni arabana aldın, iyilik ettin. Ben de senin arabayı aldığın fiyattan da yükseğine satmana yardımcı olurum. Böylece yaptığın iyiliğin karşılığını da almış olursun.” Bu sıcak sözler bana o derece güven verdi ki, adama Çumra adresimi yazıp verdim ve Konya’ya varınca ayrıldık.

Bir pazar günü çalman kapımı açınca o yağmurlu günde Konya’ya götürdüğüm arkadaşın yanında iki adamla gelmiş olduklarını gördüm. İçeri buyur ettim ama onlar giremeyeceklerini, arabama alıcı olarak geldiklerini söylediler. Arabayı bir saat süreyle incelediler, benimle uzun uzun pazarlık ettiler. Bir ara çekle alım yapacaklarını öğrenip kuşku ve tereddütlere kapıldım ama böylesine sıkı pazarlık eden insanların bozuk niyetli olamayacağı düşüncesiyle rahatladım. O kadar inandırıcıydılar ki, zaman zaman alımdan vazgeçecek duruma bile geliyorlardı. Böylece tüm kuşkularım da dağılıp gidiyordu.

Fiyatta anlaştık ve el sıkıştık. Biraz peşin ödeme yapmaları için Konya’ya gitmeye karar verdik. Yola çıktık ve Konya’ya geldik.

Arabayı alan kişi Konya’ da oturuyordu. Ancak çek İstanbul Maltepe’de bir işadamına aitti. Arabayı alan çeki ciro edecekti. İstanbullu işadamı, benim 1,5 yaşındaki kızıma olan düşkünlüğümü anlayınca bana kendi çocuğunu anlatmaya başladı. Güya gece ateşi yükselmiş. Devlet Hastaha-nesi’ne götürmüş, orası bir şey yapamamış. Albay olan bir çocuk doktorunu tavsiye etmişler. Bu defa ona götürmüş çocuğu. Doktor muayene etmiş, iğne yapmış ve yarım saat sonra çocuk gözlerini açmış. “Babam! Babam!” diye bir sarılmış ki, adam gözyaşlarına boğulmuş…

Hikâye o kadar duygusaldı ki, adam da öyle güzel anla-üyordu ki, etkilenmemek mümkün değildi.

Böylece Konya’ya ulaştık. Orada birilerinden biraz peşinat bularak ödeme yaptılar ve beni yeniden Çumra’ya getirdiler. Kalan yüklü bedel için de çek verdiler, üzerine “Bu çek gününde muteberdir” kaydı koydular.

Araba kaydı Konya’da birinin üzerindeydi. Çumra’dan arabayı aldığım esnaf arkadaş o kişinin kartını vererek “Ben arabayı sattım” diye tembih etmiş. Bu arkadaşlar kartı istediler ve Çumra’dan ayrıldılar.

Hesaba göre biraz kazançlıydım ve bu yüzden, sevinçliydim.