31-ANTİKA GÜMÜŞ KEMER

Kuyumcu dükkânımı yeni açmıştım ve henüz yardımcı bir eleman almamışüm. O günlerde tanışmış olduğum Kastamonulu Zeynep ablanın sevgi ve güvenini kazanmıştım. Zeynep abla bir gün dükkânıma gelerek, “Dedemden kalma ve üzerinde Arapça yazılar bulunan bir kemer var. Bir bilene gösterir misin ?” diye sordu. Ben de ‘Tamam, getir bakalım” dedim.

Zeynep abla kemeri getirdi. Ben, aldığım dini eğitim gereği Arapça’yı iyi düzeyde bildiğim için kemer üzerindeki yazıyı okumam zor olmadı. Kemerde, “Ali İbni Hasan-1320″ yazıyordu. Hicri 1320 yılı taşıdığına göre kemer 100 yıldan daha eskiye gidiyordu ve bu da onun antika değerinde olduğunu gösteriyordu. Özenle kasama koydum.

Bize mal getiren Müslüm adında bir çantacı vardı. Ben yalnız oluşumdan ötürü çarşıya sık gidemiyordum. Zeynep abla da zaman zaman kemerin akıbetini soruyordu bana. Sonunda kemeri çantacı Müslüm’e verdim, değerini öğrenip geri getirmesini rica ettim. Ama kemer bir gidiş gitti ki, hem kendi kayboldu, hem de çantacı Müslüm.

Sanki içine doğmuş gibi o günden sonra Zeynep abla kemerini daha sık sormaya başladı. Ben ise verecek bir cevap bulamıyordum. Sonunda bu sorulardan bunaldım, cesaretimi toplayıp bir gün gerçeği söyleyiverdim Zeynep ablaya.

Hani “Kör ölür, badem gözlü olur” diye bir söz vardır ya; giden kemer ardından “Kemerim de kemerim!” diye sızlanmaya başladı Zeynep abla. Artık yapacak başka şey yoktu. Zeynep ablaya 2 bilezik verdim ve helâlliğini aldım.
Hayat okulunda önemli bir dersi daha 2 bilezik karşılığı okumuş oluyordum. Buna pek yanmadım da, Zeynep abla gözünde kazandığım güven ve itibardan belli ölçüde kayıp vermem oldukça üzdü beni.