45-ŞIK GİYİMLİ BEYEFENDİ ÇOCUĞUYLA BİRLİKTE İŞYERİME GELDİ

İşlerin durgun, moralimin de bozuk olduğu bir gün, ikindi sonrası bir bey dükkânıma girdi. Oldukça şık giyimliydi ve yanma oğlunu da almıştı. Eşine evlilik yıldönümleri için alışveriş yapacak olduğunu söyledi. Bu, iş kesatında alınacak en güzel haberdi. Belli etmemeye çalıştım ama sevincimden içim içime sığmadı.

Yarım saate yakın bir inceleme ardından 22 ayar bir setle bir kelepçe beğendi. Söylediğim fiyat üzerinde en küçük bir pazarlık yapmadı. Belli ki varlıklı ve tok gözlü biriydi. “Çocuk burada kalsın, ben gidip bunları bir hanıma göstereyim. O da beğenirse gönlüm daha rahat olur” dedi. Oğlunun dükkânda kalıyor olması benim için yeterli bir güvenceydi ve bu yüzden tereddütsüz “olur” dedim.

Adam seti ve kelepçeyi alıp gitti ama yarım saat olduğu hâlde dönmedi. Adının Ali olduğunu öğrendiğim çocuğa döndüm, “Ali yavrum, baban neden hâla dönmedi ?” diye sordum. “O benim babam değil ki” karşılığını verdi. ‘Ya neyin ?” dedim, “Hiçbir şeyim” cevabını aldım. Ve hikâyeyi şöyle tamamladı Ali:

“Ben ilköğretim 5’inci sınıfta okuyorum amca. Sabahçıyım ve öğleden sonraları Haznedar meydanında ayakkabı boyuyorum. Bu amca bugün bana ayakkabılarını boyattı. Ben boya yaparken memleketimi sordu. Söyleyince de, “Meğer seninle hemşehriymişiz” dedi. Sonra, “Seni çok sevdim. Sana yardımcı olmak istiyorum” diyerek beni aldı ve bir mağazaya götürdü. Orada bu elbiseyi ve bu ayakkabıları satınaldı bana. Sonra da buraya geldik. İşte amca, bütün bildiğim bu.”

Çocuğun naklettiği bu hikâye, bir kova kaynar su olup başımdan aşağıya dökülmüştü sanki. Acı acı gülümsedim ve ‘Yine tongaya bastın Mustafa Karagöz. Ve hâlâ akıllanmadın.:.” diye mırıldandım.