60-GÖRÜNÜŞE ALDANMIŞTIK

Ne kadar çok olay yaşasak da, ticaretle uğraştığımız için şaşırtıcı durumlarla karşılaşmamız kaçınılmaz oluyor.

Bizden sıklıkla alışveriş eden bir müşterimiz, askerden yeni gelmiş bir oğlu olduğunu ve tezgâhtarlıkta deneyimi bulunduğunu söyleyerek çocuğu işe almamızı rica etti. Biz de hatır-gönül meselesi sayarak “Gelsin, görelim” dedik.

Bahsi geçen kişi geldi. Oldukça yakışıklı, düzgün, az konuşan ve saygılı biri olarak göründü bize. Sevindim, “Tam aradığımız adam” dedim. Pazartesi günü işe başlamasını tembihledim ve gönderdim.

Pazartesi günü geldi, işe başladı. Dört-beş ay kadar çalıştı ama bu zaman içinde çevreden de şikâyetler gelmeye başladı. Bir kız arkadaşıyla sık sık geceleri eğlence yerlerine gittiğini söylüyorlardı. Dikkat ediyordum, kasadan para almaya teşebbüs eder gibi bir hâli vardı ama günahtan korktuğum için “Gözümle görmeden asla inanmam” diyordum.

Tozlanan altınlar 3-4 ayda bir yıkanır, temizlenir. Biz de bir gün altınları yıkıyorduk. Bu arada o tezgâhtarın,, içi kaynar suyla dolu kazanı lâvaboya götürdüğünü gördüm. Neden götürdüğünü sordum. Su kirlendiği için değiştireceğini söyledi. Oysa, taşınırken düşerek veya devrilerek bir kazaya neden olmaması için kazandaki su kaynamadan değiştirilirdi.

Altınlar temizlendiği için kirlenen su bulanmıştı ve dibi görülmüyordu. Kazanı tezgâhtarın elinden aldım, ağır ağır lâvabo içine dökmeye başladım. Su dibe yaklaşınca kazan içinde 22 ayar bir altın bilezik gördüm. Tezgâhtann yüzüne baktım, kıpkırmızı olmuştu. “Bu ne ?” diye hi haberim yok ağabey. Kazana düşüvermiş işte” diye karşılık verdi.

Artık suçluluğundan kuşkum kalmamıştı. Bu tezgâhtar sayesinde, ‘Yere bakan, yürek yakan” sözünü kafama iyice nakşetmiş oldum.
sordum. “Valla-