61-ALTIN İSA HEYKELİ

Bir arkadaş dükkânıma telefon açtı, “Çok önemli bir konuda görüşmek istiyorum Mustafa ağabey. Müsait misin ?” diye sordu. “Buyur gel” dedim.

Öğleden sonra geldi. “Burada olmaz, özel görüşmemiz gerek” dedi. Dükkân arkasındaki ofisime aldım. Heyecan içindeydi. Çantasını açtı, pamuklara sarılı pırıl pırıl bir heykel çıkardı. “Bu Hazret-i İsa heykeli Mustafa ağabey. Bunu topraktan ellerimizle çıkardık” dedi.

Elinden zorlukla alıp dikkatle baktım. “Bu som altın yerine kaplama da olabilir. Dilersen mihenk taşma sürüp bir bakalım” deyince çizilmesinden korkarak karşı geldi. Ben de üstelemedim. Ama o, heykelin altın oluşundan daha önemlisi, antika değerinde bulunuşunu söyleyerek bunu gösterecek bir tanıdık olup olmadığını sordu.

Kapalıçarşı’da antikadan anlayan Süryani bir tanıdığıma gönderdim onu. Gitmiş, göstermiş. Süryani arkadaş heykeli görünce gülümsemiş ve “Bu hem altın kaplama pirinç, hem de en fazla bir-iki yıllık, o kadar” demiş. Bizim arkadaş az kalsın oracıkta düşüp bayılıyormuş.

Bana geldi sonra yeniden. “Mahvoldum Mustafa ağabey! Gitti 10 milyarım, gittiii!” diye ah-ı figan etmeye başladı.

“Ne oldu ?” diye sordum, anlattı:

“Birilerinde Arapça düzenlenmiş bir harita vardı. Az-çok Arapça bildiğim için bana gösterdiler. İyice eskitilmiş bir kâğıt üzerinde şehir adı ve bir dere oklarla işaretlenmişti. Okların son bulduğu yerde bir gömü olduğu belliydi. Yeri bulduk ve kazıdık. Önce bir küp çıktı kazıdığımız yerden. Küpün içinden de bu heykel… Onlarla birlikte 4 kişiydik. Ben şaşkınlıkla çıkardığımız gömüye bakarken onlar aralarında kavga etmeye başladılar. Biri 2, öbürü 3, bir öteki de 5 milyarı olduğunu söylüyordu ve anlaşamıyorlar, ağız dalaşını arttırarak sürdürüyorlardı. Ben, arkadaşlar 10 milyar veririm bu heykele. Ama yarın pazartesi, bankalar açılınca tabii dedim ve anlaşmaya vardık. O zaman al, satmcaya kadar heykel sende kalsın. Bunu turistlere bir servet karşılığı elbet satarız dediler. Heykeli aldım ve koşarak eve geldim.”

“Bir gün önce gördüğüm anlamlı rüyayı bu olaya yordum. Dilenciye verdiğim sadakanın sevabında bu olayı mükâfat bildim. Bu yüzden de sabaha kadar gözümü uyku tutmadı. Eşim ikide bir neden uyuyamadığımı sordu ama sürpriz olsun diye ona birşey anlatmadım.”

“Sabah 9’da bankadan parayı çektim, adamlara verdim. Heykel bende kalmıştı. 3 gün sonra da sana getirdim. Sonra, durum bildiğin gibi işte ağabey. Onlardan ne arayan var, ne soran. Olan bizim 10 milyara oldu. Ben şimdi başımı hangi taşlara vurayım? Söyle Mustafa ağabey!..” Diye figan ediyordu garip.