14-İZMİR’de AZ KALSIN DOLANDIRILIYORDUK

Uzun araştırmaların sonunda, Çumra’da bir kuruyemiş imalâthanesi kurmaya karar verdik. Bunun için gerekli olan makineleri sipariş etmek üzere arkadaşım Mehmet Emin’le birlikte İzmir’e geldik.

Makinelerin bir kısmını Denizli’ye, bir kısmını da İzmir’e sipariş verdikten sonra Konya’ya dönüş için tren garına geldik.

Trenin kalkmasına 2 saat kadar zaman vardı ve biz sa-ğa-sola gezinerek oyalanıyorduk. Birden iki adamın sesli biçimde tartışmakta olduğunu gördük. Birinin elinde renkli ve büyük taşlan olan bir boyunluk vardı. Öbürü bu boyunluğa dikkatle bakıyor, “Bunu bana sat. Ne kadar istersen veririm” diyordu. Ama boyunluğun sahibi, “Yok baba, benim Ermeni’ye satacak malım yok. Git başımdan” diye karşılık veriyordu. Ve yan gözle bize bakarak, “Benim malım bir Müslümana nasip olsun” diye de ekliyordu.

Yanımızda para kalmamıştı. Tüm paramızı siparişlere yatırmış, kalanı da dönüş biletlerine vermiştik. Paramız olsa belki o boyunluğu biz alacak ve böylece kandınlmış olacaktık. Ben, durumun o an zerrece farkında değildim.

Evlenmiştim ve aradan 6 yıl geçmişti. Bir gün kayınvalidemin boynunda, 6 yıl önce İzmir Garı’nda gördüğüm boyunluğun bir benzerini gördüm. Kayınpederim işin hikâyesini anlattı.

O da İzmir’e bir iş için gittiğinde, o an yanında olan tüm parasını bu boyunluğa vermiş ve çok daha yüksek bir bedelle Ermeni vatandaşa kendinin satacağını ummuş. Ama bir anda ortada ne Ermeni kalmış, ne de boyunluğu satan adam. Yer yarılmış da içine girmişler sanki…

Hikâyeyi dinleyince, “Eyvaaah!” dedim, “Demek paramız olsaydı, o gün biz de aynen böyle dolandırılacaktık!”